etkin haber

281

ARİF ÇELEBİ

İşgal ve sessizlik

Türkiye'nin devrimci demokratik bölükleri de sessizce izliyorlar olan biteni. Dokunursak yanarız diye düşünüyorlar olsa gerek, oysa dokunmadıklarında çok daha kötü koşullara maruz kalacaklarını anlamaları gerekir. Rojava; İstanbul'dur, İzmir'dir, Ankara'dır, Diyarbakır'dır, Dersim'dir. Rojava'nın işgaline sessiz kalan İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da, Diyarbakır'da, Dersim'de kendini vurmuş olur.

- Perşembe - 8 Ağustos 2019 - 09:40
Sömürgeci faşist Türk devleti, Kürt ulusuna, Kürt özgürlük hareketine ve Rojava devrimine karşı topyekun saldırı içinde. Bakûr'da direniş şehirlerini, içindeki insanlar ve bütün canlılarla birlikte yerle bir etti. Dağlarda tonlarca bomba ve kimyasal gazlar kullandı, ormanları yaktı. HDP eşbaşkanları, yöneticileri dahil binlerce HDP'liyi zindanlara attı. Gel gör ki Kürt ulusuna, onun devrimci ve komünist öncülerine büyük kayıplar verdirse de diz çöktüremedi. Dağlarda, şehirlerde, sandıkta, sokakta faşizme ve sömürgeciliğe karşı direniş sürdü.
 
Faşist şefin yönetimi altındaki sömürgeci Türk devleti Efrîn'i işgal etti. Bütün eşitsiz savaş koşullarına karşın 56 gün süren bir direniş gerçekleşti. Devrimin askeri kurmayı Efrîn'den geri çekilme kararı verdi. Sömürgeci Türk devletinin işgal harekatı başarıya ulaştı ama daha ileriye gidemedi, Rojava devrimi Efrîn'i geçici olarak kaybetse de bir yandan mücadele Efrîn'de gerilla savaşına dönüştü diğer taraftan devrim ilerleyişini sürdürerek Fırat'ın doğusunun bütünü kapsar hale geldi, Faşist DAİŞ çetesinin toprak hakimiyeti ortadan kaldırıldı.
 
Sömürgeci faşistler aynı dönemde Şengal'i bombaladı, Güney Kürdistan dağlarını işgale girişti. Sömürgeciler bu her iki alanda da Güney Kürdistan yönetimini yedekleyerek kısmi kazanımlar elde etti. 
 
Kitlesel tutuklamalar, bodrumlarda yakmalar, işgaller, suikastlar, bombalamalar, katletmelerle sömürgeci Türk devleti kimi mevziler kazandı, devrimcileri kimi mevzilerden çıkardı ama stratejik amacına ulaşmadı, stratejik dengeyi bozamadı.
 
STRATEJİK DENGE
 
Kürt ulusal hareketi ile sömürgeci faşist Türk devleti arasında uzun yıllara yayılan bir stratejik denge durumu var. Sömürgeci devlet bazen görüşmeler bazen topyekun saldırılarla bu dengeyi bozmaya çalıştı. Gel gör ki her seferinde denge yeniden kuruldu. Rojava devriminin hızla büyümesi ve Arapları da kapsamaya başlaması, Gezi-Haziran ayaklanması ve HDP'nin seçim başarıları dengenin devrim lehine değişmekte olduğunu gösterdi. HDP'li eşbaşkan ve vekillerin tutuklanması, özyönetim direnişlerinin vahşice ezilmesi, Cerablus, El Bab ve Efrîn işgalleri, Şengal'e saldırılar devrim lehine bu gelişmeleri durdurmaya yönelikti.
 
STRATEJİK SALDIRI
 
Sömürgeci faşist Türk devleti, taktik kazanımlarını stratejik bir düzeye yükseltmek için harekete geçti. Stratejik dengeyi bozmak için Rojava devrimini tasfiye etmeyi, gerillayı Medya Savunma Alanlarında (MSA) kuşatma altında tutmayı, Rojava ile MSA arasındaki coğrafi bağlantıyı kesmeyi, Mahmur kampını dağıtmayı hedefine koymuş durumda. Önüne koyduğu bu hedefleri şimdi başaramazsa önümüzdeki dönem dengenin kendi aleyhine değişeceğini, Kürdistan'daki devrimci durumun batıdaki devrimci durum ile birleşmesi halinde önü alınmaz bir devrim dalgasının Türkiye ve Kürdistan'ın bütününü kapsayacağını biliyor. Kürt ulusuna ve Kürt özgürlük hareketine yönelik bu stratejik saldırı hamlesi aynı zamanda Türkiye emekçilerine ve onların devrimci demokratik bölüklerinedir. Sandıkta ve sokakta hakimiyetini kaybetmeye başlayan faşist şef, stratejik bir saldırıyla hem Kürt özgürlük hareketini yenilgiye uğratmayı hem de Batı'da yeniden yükselmeye başlayan halk hareketini ezmeyi, şovenizm zehrinin dozajını daha da artırarak ezilenlerin bilincini bir kez daha dumura uğratmayı hedefliyor. Rojava devrimini dağıtırsa Türkiye'nin bütününe tam hakim olacağını, AKP içinde başlayan muhalefeti yok edeceğini, CHP'ye olan akışı durduracağını ve Ortadoğu'da bir fatih edasıyla caka atacağını umut ediyor.
 
RUS RULETİ
 
Faşist şef, kendi kişisel kaderi ile burjuva Türkiye'nin kaderini birleştirmek, "Ben gidersem Türkiye batar" fikrini hakim kılmak istiyor. Devletin ana gövdesi de bu fikri benimsemiş görünüyor. Kimileri bunu bir "çılgınlık nöbeti" olarak tanımlayabilir fakat bu, gerçekte bir çaresizlik halidir. Eğer Rojava devrimini yenilgiye uğratmaz, Kürt özgürlük mücadelesini bastıramazlarsa Batı'daki devrimci ayaklanmaları engelleyemezler. Batı'da Gezi-Haziran ayaklanması ve sonrasında oluşan devrimci durumun dinamikleri sonraki süreçte de varlığını korudu. Halk sınıflarını giderek daha çok etkileyen ekonomik krizin faşist baskı ortamıyla birleşmesi küçük kıvılcımların büyük yangınlar çıkarması imkanlarını büyüttü. Rojava devrimini yok ederek yalnızca Kürdistan'da değil Batı'da da halkların umudunu öldürmeyi hedefliyorlar.
 
Faşist şef ve arkasında kümelenen devletin faşist çeteleri kime güveniyor? Sermaye oligarşisinin halihazırda kendisinden daha iyi bir temsilcisi olmadığını, üstelik Rojava'yı işgal etmeyi başarırsa kendisine karşı yine onlar tarafından hazırlanan bütün muhalefet odaklarının da dağılacağını biliyor.
 
En büyük güvencesi ise Rusya ve ABD emperyalistleri arasında kendisine bir oyun sahası bulması.
 
Gözü öylesine dönmüş ABD'nin 15 km'lik işgal planına bile razı gelmiyor, 32 km derinliği işgal etmeyi dayatıyor. Rojava'ya saldırı halinde ABD'nin kendisini durdurmak için savaşmayı göze alamayacağını, ABD'ye kafa tutarak Rusya'yı arkalamayı hesap ediyor. Ya hesaplar boşa çıkarsa? Tam bir Rus ruleti.
 
HESAP NASIL BOŞA ÇIKARILIR
 
ABD'nin ara bulma çabaları ile hesap boşa çıkarılamaz. ABD emperyalizmi, bir yandan SGD'yle ittifakını sürdürmeye diğer yandan Türkiye'yi kaybetmemeye çalışıyor. Efrîn işgali dahil bugüne kadar bunu idare etti. Gel gör ki bu idare etme halini sürdürmek mümkün değil artık.
 
ABD ile Türkiye arasındaki çelişkiler önemli ve değerlendirilmelidir ama ABD'ye göre hareket edilirse bunun sonu devrimin tasfiyesidir. Çünkü ABD'nin derdi Kuzey Doğu Suriye'de kalmaktır, SGD olmazsa bunu işgalci Türkiye ortaklığıyla sürdürebilir.
 
Hesabı boşa çıkarmanın biricik yöntemi, Rojava halklarının devrimci halk savaşı olacaktır. Böyle amansız bir direniş ABD emperyalistlerinin Türkiye ile olan çelişkilerini derinleştirecek, Rusya ve Esad yönetiminin devrime karşı tutumlarını gözden geçirmelerine neden olacaktır. ABD ve Rus emperyalistlerini tarafsızlaştırmak, Türkiye'yi yalnızlaştırmak kendi başına büyük öneme sahiptir.  Başa baş kalındığında örgütlenmiş ve silahlanmış bir halk sömürgecilere haddini bildirecektir.
 
SESSİZLİK ÖLDÜRÜR
 
Türkiye ve dünyanın ilerici güçleri olmakta olanı, Rojava devrimi ile sömürgeci Türk devleti arasındaki bir mesele gibi görüyor, bol miktarda analiz yapıyorlar. HDP bile bir iki açıklama dışında kendini ortaya koymadı henüz. Eğer sömürgeciler Rojava devrimini yıkarsa Kürt özgürlük mücadelesi büyük bir yara almakla kalmaz, faşist şefin sarsılmakta olan diktatörlüğü, sokağa ve sandığa hakimiyeti yeniden sağlamlaşır. Türkiye'nin devrimci demokratik bölükleri de sessizce izliyorlar olan biteni. Dokunursak yanarız diye düşünüyorlar olsa gerek, oysa dokunmadıklarında çok daha kötü koşullara maruz kalacaklarını anlamaları gerekir. Rojava İstanbul'dur, İzmir'dir, Ankara'dır, Diyarbakır'dır, Dersim'dir. Rojava'nın işgaline sessiz kalan İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da, Diyarbakır'da, Dersim'de kendini vurmuş olur.
 
Her ne pahasına olursa olsun Rojava devrimi savunulmalıdır. Rojava direnişi başarıya ulaşırsa stratejik dengenin devrimciler lehine bozulmasının koşulları doğar, sömürgeci faşist burjuva Türk devletinin yıkılmasının olanakları hiç olmadığı kadar çoğalır. Rojava Devrimi yalnızca Kobane'den, Serekanî'den değil İstanbul'dan, Diyarbakır'dan, Rojhilat ve Başûr'dan, Paris'ten, Köln'den de savunulmalıdır.
 
Sessizlik öldürür, o halde işe sessizliği öldürmekten başlamalı.